#Neden?-2\\

Selam arkadaşlar normalde şimdiye çoktan yazmış olmam gereken bir konu, fakat şu son zamanlarda isteyerek beklediğimiz her şey ertelenirken, istemediğimiz ne varsa erkene alındığından mütevellit yazımı yeni kaleme alabildim. O zaman konumuzda tam bu olmalı.Neden zaman geçmesin, dediğimiz de erkenden o vakit geçer. Çabuk geçsin istediğimiz de bitmek bilmez. “Zaman nedir?” ile başlamalıyız o halde;

Zaman TDK’ya göre “Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit.” Örnek cümle: Zaman geçtikçe hafifleyecek yerde, daha ziyade ağırlaşan bir vicdan azabı duyarım.  Zaman bir cismin A’ dan B’ ye gidene kadarki geçen süreye denseydi, hızla doğru orantılı olurdu ve atalarımızın hızlı yaşayan çabuk ölür acele giden ecele gider sözleri doğru olabilirdi. Zaman hızla alakalı mıdır değil midir? Eski çağlardan bu yana bir çok kez ölçü birimi değişmiştir, şuan kullandığımız saatler insanlar için en ideal olan zaman ölçü birimidir, şimdilik… Peki kolumdaki saate göre bir cisim  A’dan B’ ye gidiş hızı ne olursa olsun zaman hareketten bağımsız olarak işlemeye devam ediyor olacaktı. Hem cisim hem belirlenen noktalar hem de olayın dışındaki olgular için, yani hareket ile ilişkili değildir diyebilir miyiz?

Einstein denen dili dışarıda kendi ayakkabısını bağlayamayan lisede okuldan atılmış dünyaca bilinen hatta zamanında Türkiye’ye gelem de çalışmalarımı orda yürütem diye mektup yazmış da biz kabul etmemişiz. ABD’ye gitmek zorunda kalmış olan deli ile deha çizgisinde cambazlık yapan güzel abimiz, hareketin göreceli olduğu ve evrendeki en yüksek hızın ışık hızı olduğu temellerine dayanan İzafiyet Teorisi, uzay zamandan oluşan dört boyutlu bir evren modeli sunmaktadır bize. İzafiyet Kuramı’na göre tam hareketsiz olma diye bir şey yoktur, düzgün hareketlerin hepsi bağlı bulunduğu şeye göre değişkenlik göstermektedir, yani izafidir. Albert abi çıkardığı İzafiyet Teorisi ile biz insanlığa uzaklığın ve zamanın göreceli olduğunu göstermiştir. Einstein’a göre zaman, mekan, hareket gibi olaylar birbirinden bağımsız değildir. Özel İzafiyet Teorisi’ne göre; cisim zamanla, zaman cisimle, mekan hareketle, hareket mekanla, dolayısıyla da hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Özel göreliliğe göre, birbirlerine hareketleri nasıl olursa olsun, ışık hızı her yerde aynıdır. Bu teori sezgisel olarak algılayamayacağımız ancak deneylerle ispatlanmış birçok sonuç doğurmuştur. E=mc²: Bu denklemde; E: Enerji, m: Kütle, c: Işık hızını ifade etmektedir. Denkleme göre madde enerjiye, enerji maddeye dönüşebilir. Yani şu Hollywood filmlerinde ışınlanmayı gözümüze gözümüze sokuyorlar ya tam olarak Albert abimiz bunun mümkün olduğunu söylemiştir.

Ha bu arada kara deliklerin de sonsuz enerjileri vardır. Bunların ışık hızında hareket etmediklerine dair bir kanıt var mıdır bilmiyoruz yada dönüş hızlarının? Dünya büyüklüğünde bir cisim kendi ekseninde dönerken uzayı ve zamanı büktüğü kanıtlandı, peki  kara deliklerde de aynı kural geçerli madem evrende bildiğimiz en hızlı şeyin yani ışığın bir kara delikte kaybolmasına ne diyebiliriz? Çekim kuvveti mi? O kadar yüksek ki çekim gücünden hiçbir şey kaçmıyor. Bizde burada kendimize koyduğumuz sınırlamalar ile bazı kuramları açıklamaya uğraşıyoruz. Işık hızında hareket, boyutlar arası seyahat edebilmek, her şey zaman kavramıyla alakalı. Biz bu kavramları bile doğru dürüst açıklayamazken ve kendimizi  saat, ay, gün denilen kavramlarla sınırlarken, bununla da yetinmeyip  uzaktaki yıldızlar için koymuş olduğumuz rakamların sıfırları nı yazmaya da üşenince ışık yılı denilen kavramı çıkardık. Bırakalım ışık hızını aşmayı daha saat kavramını anlamış değiliz tam olarak.

Belki de her şey karanlık madden geçiyor. Onu anlamak, hacmini kuvvetini enerjisi çözmekten geçiyor. Işık bu kadar hızlı olmasına rağmen evrendeki çoğu yer karanlık, bildiğimiz en hızlı şey ışık, onu da kara delik yutuyor. Acaba Büyük Patlama’dan önce de karanlık madde var mıydı? Tam da burada geçenlerde vefat eden, şahsen çok sevdiğim büyük insan Stephen Hawking devreye giriyor. Stephen abimiz  “Kara deliğe giriş yapan şey, ya kara deliğin ucunda bir tür holograma dönüşüyor ya da alternatif evrende ortaya çıkıyor,” dedi. Hawking abiye göre kara delikler resmedildikleri gibi kara değillerdir. Onlar her şeyi içerisine alıp yok eden ve sonsuzluğa buluşturan birer öğütücü değillerdir. Yani Albert abinin onca teorisi ve içinde bir sürü çelişki ve paradoks oluşturan durumlar böylelikle daha kolay bir yer aldı.

Yazımın başındaki sorulara cevap verdim mi? Hayır. Verecek miyim? Hayır. Neden? Çünkü Zaman meselesi hep çok karmaşık bir şeydir. Bana sorsanız vaktin geçip geçmemesi aynı süreçte ama beyin denen organımız öyle bir şeydir ki maksimum rüya süresi 20 saniyeyi aşmazken uyandığımızda şayet ki hatırlıyorsak anlatmamız dakikalar sürebiliyor. Bu konu o halde adrenalindir, şudur budur derken hormonlara dönecek gibi duruyor iyisi mi çok şey etmemek gerek. Yazımı sonlandırırken bugün İstanbul’dan Adana’ya doğru gelirken otobüste bir film izledim, orada mükemmel bir replik vardı . ”Din binlerce yıl öncesinde yazılmış kutsal yazılara dayanır. Bu inançlar değiştirilemez, ve meydan okunamaz, bellidir. Bilimde de çok uzun zaman önce büyük düşünürler bazı şeyler yazmıştı. Ama her nesil bunları sürekli geliştirir. Sözler kutsal değildir. Einstein büyük bir adamdı ama o bizim Tanrımız değil. Bilgili biridir. O  sadece küçük bir adım attı, ama biz onu devam ettiriyoruz.” sizlerle paylaşmak istedim bir daha ki yazımda görüşmek üzere…

Facebook Yorum

4 yorum “#Neden?-2\\

  1. Üstüne daha fazla düşünülmesi ve araştırılması gerekiyor diye düşünüyorum. Başarılı ama yetersiz geldi. Bunun ilgili eğitim gördüyseniz vasat. Görmediyseniz güzel ama daha iyisi olabilir.

    1. İşin açığı bununla ilgili yazmaya kalksam ciddi ciddi koca bir kitap olurdu ben okuyucular sıkılmasın konuya ufak bir giriş olsun mutlaka kafasında soru işaretleri olacak onları da ke di araştırsın istedim

Bir yorum yazın (Onaylandıktan sonra görünecektir)

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir