Bir Kadının Yaşamından 24 Saat

 Hepinize selamlar dostlar. Bu yazıda başlıktan da anlayacağınız üzere, Stefan Zweig’ ın Bir Kadının Yaşamından 24 Saat isimli kitabından biraz bahsedeceğim. Neden bu kitap diye soracak olursanız sebebi okuduğum ilk Zweig kitabı olması. Beklediğimden daha başarılı bulduğumdan düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim. Yalnız kitap nasıl incelenir bilmem, içimden geleni yazacağım baştan söyleyeyim. Sürç- i lisan ettiysek affola…

Şunu kesin olarak söyleyebilirim: Stefan Zweig okumaya -Ya Olağanüstü Bir Gece, ya Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu ya da o meşhur Satranç ile başlarım diye düşünürken kendimi bu kitabı alırken buldum- bu kitap ile başlayacağımı düşünmemiştim anlayacağınız. Almaya karar verdiğim diğer kitapla yan yanaydı; benzer hoş bir baskı, aynı yayınevi: İndigo. Daha önce hiç o yayınevinden kitap almadığım için biraz tereddütte kaldım lâkin kitabı okuduktan sonra endişemin yersiz olduğuna kanaat getirdim. Doğru kitaba mı denk geldim bilmem tabi ama gayet iyiydi çevirisi, yayınevine öyle çok da çekingen yaklaşmayın. Aranızda ‘Ne diye bu kadar takıyorsun ki kafana, sadece bir yayınevi.’ diye düşünenler illa ki olacaktır. Sualinizi cevapsız bırakmamak adına şöyle bir soru ile yanıt vereyim: Hiç Altın Kitaplar yayınevinden okudunuz mu mesela? Hani şu Stephen King’ in kitaplarını basan, Peter Pan’ ın meşhur ülkesi Neverland’ in (Var Olmayan Ülke) YokÜlke şeklinde çevirisinin yapıldığı? Hayatımda bu kadar manasız bir çeviriye rastlamamıştım… Dolayısıyla yayınevini takarım ve eminim birçok insan da dikkat ediyordur. Neyse efendim, konumuza dönelim…

Kitabın elimdeki baskısı 93 sayfa -benim gibi elinize alır almaz bitireceğinize inanıyorum-, düşününce oldukça kısa fakat o kısalıkta bir kitap için sürüklediği duygu seli ve yaşattığı anlam karmaşası oldukça yoğun. Öncelikle yazarın betimlemeleri gerçekten harika; okurken en ufak detayları bile etkili bir dille gözler önüne sermiş, ilk dikkat ettiğim şey bu oldu. Bize, ahlak yasasının kişiye özgü ve objektif bir şekilde incelenmesi gerektiğini düşünen genç bir adam aracılığıyla yaşlı bir kadının geçmişinden bir günlük bir kesit sunuyor. Hikaye aşağı yukarı şöyle: Küçük bir pansiyonda arkadaşlık eden Alman ile İtalyan karı koca, şişman Danimarkalı, soylu İngiliz Hanım ve o bahsettiğim genç adamın yaşadıkları fikir ayrılığı çatışma yaratır ve sonucunda şiddetli bir tartışma, ardından kavga patlak verir. Yani aslında bu sürtüşme çiftler ve bizim elemanın arasında daha çok, Danimarkalı da katılmıyor değil, sadece biraz daha çekingen bir yaklaşım içerisinde. En nihayetinde ortamı sakinleştiren İngiliz Hanım oluyor. Anlaşmazlığın sebebi pansiyonda zengin kocası ve çocukları ile kalan, evlilikleri yolunda giden, hali vakti yerinde olan Madam Henriette’ in, pansiyona yeni gelen Fransız genç ile tanıştıktan ve ertesi gün adam pansiyondan ayrıldıktan sonra ortadan kaybolması. Ne enteresan bir tesadüf ha? Geceleyin kadının yokluğunu fark eden kocası ortalığı ayağa kaldırıyor karım kayıp diye. Sonrasında kadının bıraktığı bir not ile kendi isteğiyle kaçtığı anlaşılıyor. Bilmem kaç yıllık kocasını ve çocuklarını bir yabancı için -Demek istediğim, bir iki çay içmeyle bir insanı en fazla ne kadar bilebilirsiniz ki?- terk etmesi ne kadar doğru? Tartışılır. İşte yazarımız tam da bu nokta üzerinde durmuş.

Bir solukta okudum ve her bir sayfasından ayrı bir keyif aldım. Hele o tarifi imkansız bir tutkuyla hareket eden elleri betimlemesi yok mu… Öhöm, neyse 😀 10 üzerinden 9 veririm, 1 puanı da sonunun biraz aceleye gelmiş olduğunu düşündüğümden kırdım. Tavsiye ediyorum, okuyup okumamak sizlere kalmış. Okuyanlar veya okumayı düşünenler de fikrini belirtirse sevinirim. Ayrıca bu tarz güçlü üsluba sahip kitap önerilerine açığım 🙂 Kendinize iyi bakın, görüşmek üzere…

Facebook Yorum

9 yorum “Bir Kadının Yaşamından 24 Saat

  1. Ellerine sağlık. Güzel bir inceleme olmuş. Merak etmedim değil. Ama oyun incelemesinde daha başarılısın.

    1. Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim ^^ Kitap kısa olduğu için o uzun oyun incelemesinin yanında birazcık sönük kalmış olabilir. Kitaptaki her şeyi anlatırım kaygısıyla da yazıyı uzatmak istemedim açıkçası, kısa ve öz olsun dedim 😀

  2. Sadece Satranç kitabını okumuş ve diğer tüm kitaplarını okuma isteğiyle yanıp tutuşan, bir yandan da buna fırsat bulamayan biri olarak söylemeliyim ki tek kitapla bile betimlemeleri ve karakterlerin ruh halini sadece cümlelerle bize çok güzel yansıttığını düşündüğüm bu yazarın diğer kitaplarının -okumamış olsam bile- kötü olmadığına eminim. Üstelik hem ucuz, hem de çerez niyetine herhangi bir mekanda oturup bitirilebilecek kitaplar.
    Ellerine sağlık, gayet güzel bir inceleme olmuş 🙂

    1. Çok teşekkür ederim, katılıyorum :> Adam resmen cümleleri dans ettiriyor. En kısa zamanda diğer kitaplarını da okumak istiyorum.

    2. Çok teşekkür ederim, katılıyorum :> Adam resmen cümleleri dans ettiriyor; öyle bir ahenk, öyle bir sanat. En kısa zamanda diğer kitaplarını da okumak istiyorum.

  3. Kadınlar, bizim için önemlidir. Hep öyle kalacaktır. Bu kadar güzel bir konu içeren kitaba değindiğiniz için teşekkür ederim.

    1. Bir gün tüm insanlığın sizinle aynı düşünceleri paylaşmasını umuyorum. Bu güzel yorumunuz için ben teşekkür ederim.

  4. Sayfa sayısı azmış, sevdim. Az önce de internette pdf ini buldum. Hemen şimdi bilgisayarımdan okuyacağım. Merak ettim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir