Ahmet Ümit-Bab-ı Esrar

Herkese selam!

Son kitap incelememin üstünden bayağı bir zaman geçti. Sınav dertleri, tatile alışma aşaması derken doğru düzgün kitap okuyamadım da. Sonunda bunu fark edip “Sinem acilen kendine gel!” dedim ve çok sevdiğim bir ablamın hediyesi olan Bab-ı Esrar’ı okumaya başladım. Buradan ona, Melike ablama teşekkür ediyorum tekrardan, çünkü bana çok şey kattığını düşündüğüm kitaplardan biri oldu bu.

Hazırsanız hemen incelemeye başlayalım!

Kitap, Konya’da bulunan Yakut Otel isimli otelde çıkan yangın üzerine, Londra’dan sigorta acentesinin bu yangını araştırıp incelemesi için oraya yolladığı sigorta eksperi Karen Kimya Greenwood’un başından geçenleri anlatıyor diyebiliriz kısaca. Fakat bu İngiliz hanımefendinin Konya’yla mühim bir bağı vardır: Babası. Konyalı ve Mevlevi bir babası vardır Karen’ın, lakin babası olan derviş Poyraz Efendi uzun seneler önce Şah Nesim isimli Pakistanlı bir şeyh ile birlikte onları bırakıp gitmiştir. Annesi her ne kadar babasına karşı kızgın olmadığını söyleyip, mutlaka haklı bir nedeni olduğunu düşünse de Karen onu hiçbir zaman haklı görememiştir. Küçücük kızı ve aşık olduğu karısını bırakıp giden bir adamı neden haklı görsün zaten, değil mi? İşte bütün bu olayların birleştiği ve Karen’ı çok eskilere götürecek yer de Konya olacaktır.

İlk başladığımda kafamda “acaba ne cinayetler işlenecek? yaşasın polisiye!” tarzı düşünceler vardı. Bundan önce okuduğum, Ahmet Ümit’in kitabı olan Kavim’den dolayı olsa gerek. Kitabı okumaya bu düşüncelerle başlayacak olanlar varsa şimdiden uyarayım. Öyle ahım şahım bir polisiye yok çünkü kitabın konusu bundan çok daha farklı. Bu yüzden ilk sayfalarda beklediğim aksiyonu ve gizemi bulamadığım için biraz sıkılmıştım ama sabredip okuduğuma gerçekten değdi.

Belki günlük hayatımızda aklımıza dahi gelmeyen ve hakkında da pek bilgi sahibi olmadığımız “Mevlana-Şems aşkını” birkaç mistik olayla harmanlayıp önümüze altın bir tepside sunmuş Ahmet Ümit. Hak vermediğiniz, yadırgayacağınız, kızacağınız noktalar olacak elbet, az ya da çok. Ama bütün bunlara rağmen kitabı elinizden düşüremeyeceksiniz. Ayrıca altını çizip not alacağınız bir çok yer olacak emin olun. Sanırım okurken sol elimde de bir kalem tutmamı sağlayan tek kitap oldu. Merak etmeyin, yazının sonunda birkaç alıntı paylaşacağım sizinle. Bu yazıyı okumayıp sadece o alıntıları inceleseniz dahi kitabı okuma isteği uyanacak içinizde.

Mevlana ve Şems demişken, bir arkadaşımın bana zamanında bahsettiği fakat bende hiç merak uyandırmamış bir konuydu. Eğer bu kitabı okumasaydım belki araştırma gereği de duymazdım. Ama inanın o kadar detaylı ve heyecan uyandırıcı şekilde işlenmiş ki kitapta, merak etmemek insanın elinde olmuyor. Hikaye aslında bunun üzerine kurulu olduğu içindir belki de. Çünkü Karen diyor ki; “Belki de Şems ile Mevlana arasındaki ilişkiyi çözebilsem, babam ile Şah Nesim arasındaki yakınlığı da kavrayabilirdim”

 

Şems ile Mevlana’yı yaşadıkları ile tanıttığı için, olanları gözümüzde canlandırıp bütün bunlara bir anlam vermeye çalışmamıza sebep olduğu için mutluyum bu kitabı okuduğuma. Anlayamadım belki onları tamamıyla, yine de buna gayret göstermemi sağladığı için mutluyum. Çok güzel ve etkileyici bir kitaptı.

Okuduğum bazı eleştirilerde Mevlana ve Şems’in bu kitapta yanlış tanıtılıp üstünkörü anlatıldığını söyleyenler var. Bu konuda bir yorum yapamayacağım çünkü onlar hakkında daha önce okuduğum bir kitap olmadı ne yazık ki. Bab-ı Esrar merak konusunda yardımcı oldu bana, eminim Mevlana ve Şems hakkında daha fazla bilgi edinmeye çalışacağım. O yüzden bunu sonra değerlendiririz.

Şimdi “her şey tamam da, bu bab-ı esrar ne demek acaba?” diyenler için hemen anlamını açıklayayım: sır kapısı. Kitabı okumaya başladıktan bir süre sonra kitap, isminin anlamını hakkıyla vermeye başlıyor bana göre. “Acaba en sonda kız deli mi çıkacak?” diye düşündürecek olaylar oluyor. Bütün bunlar çok efsanevi gelse de, kitabı okumak çok keyifliydi. Hayatla, insanlarla, kadınlarla, inançla ilgili çıkarımları da cabası.

Bazı kısımlarda baş karakterin tekrara düştüğü de oluyordu iç çatışmalar ve düşünceler konusunda. Bu da yer yer kitabı sıkıcı hale getirmiş. Yine de kitap sizi kendi içine o kadar çekiyor ki, bunlar ufak birer detay olarak kalıyor.

Hediye olarak gelen kitabımın ilk sayfasına “Bu kitap hayatımı değiştirdi. Konya’yı mutlaka ziyaret et, 1 gün olsun kal orda” yazılmış sevgili indavegas tarafından. Kitabı okuduktan sonra da bunu mutlaka yapmam gerektiğini anladım. Anlatılan yerler ilgimi çekmeyecek gibi değildi çünkü.

Daha fazla uzatmayalım. 390 küsür sayfa, puntoları da azıcık küçük ama gözünüz korkmasın bence. Mutlaka okuyun.

Kitaptan Alıntılar;

“Her şeyi öldürüyorlar” diye mırıldandı umutsuzca, “eskinin bütün güzelliklerini öldürüyorlar. Üstelik bunu dünyanın her yerinde yapıyorlar. Hoyratça, acımasızca, barbarca. Birileri çıksa da dünyayı insanlardan kurtarsa diye düşünüyorum bazen. Biri çıksa da şu güzelim yeryüzünü elimizden alsa.”

“Anlamadılar. Onlar anlamadıklarını kötü sayarlar.”

“Çünkü onların hepsi yobazdı. Ve ister Müslümanlıkta, ister Yahudilikte, isterse Hristiyanlıkta, yobaz her yerde yobazdır, kızım.”

“Ben iyiliği, sadece iyilik olsun diye yapmayı seviyorum, kötülükten kaçınmayı, kötü olmadığım için yapmayı seviyorum. İyi olduğumda birinin bana ödül vermesi ya da kötü olduğumda birinin beni cezalandırmasından korktuğumdan değil. İyi olmak için bir efendiye ihtiyacımız yok kızım. İyilik de kötülük de içimizde, bizimle beraber doğdu, bizimle beraber yok olacak. Önemli olan yaşarken neyi seçtiğin, hem de cennet ödülü ya da cehennem cezası olmadan. Hem de ölüp gideceğini bile bile. Perdenin ötesi diye bir yer olmadığının farkında olarak. Üstelik senden sonra gelecekleri hiç kıskanmadan, üstelik biz görmesek de onlar daha mutlu olsun diye çabalayarak. Benim payıma düşen buymuş, teşekkürler hayat diyerek. Bence yaşamak bu kadar basit, aynı zamanda bu kadar güzel, bu kadar heyecan verici. Bütün mesele sahiden alçak gönüllü olabilmekte.”

Benden bu kadar. Bir başka kitap incelemesinde görüşmek üzere, şimdilik hoşçakalın!

Facebook Yorum

Facebook Yorum

Ahmet Ümit-Bab-ı Esrar” üzerine 4 yorum

  1. Öncelikle kitap fotoğrafını kendiniz mi çektiniz.
    Bir alıntıda ben koyayım
    Senin suçun değil, bütün yetişkinlerde oluyor. İnsanlar büyüyünce hislerine duydukları güven azalıyor. Görmedikleri, dokunmadıkları, işitmedikleri, koklamadıkları, tatmadıkları şeylere inanmıyorlar. Hayal kurma yeteneğini kaybediyorlar. Mucizelerin gerçek olamayacağını düşünüyorlar. Sen de öyle oldun.

    1. Hayır ben çekmedim internetten bulup koydum. Alıntınız için teşekkürler 🙂

  2. İnancï gerçekten özgür bir şekilde esnetebilenlerin gerçekten zevk alabileceği kitaptır bana göre. Gerek alıntıları gerek o alıntıların kitapta sanki yerleri varmışta geçip oturmuşlar hissi veren o aidiyeti kitabı bir sonraki alıntıya kadar elden bırakmadan nefessiz okumamın sebebidir Bab-ı Esrar.

    Sır kapısı dediğimizde aklım hep dini Şeriat, Tarikât,Marifet ve Hakikât olarak 4 kapıda yorumlayan ve kapïların kırkıncı makamlarında gerçek hak aşkının bulunacağına inânan Hacı Bektaş-i Veli’ye gitmişti ama Konya’yı duyduğum anda tamam dedim Mevlana var bunda hakiki aşk ile okunur bu kitap.

    Kitaptan beni zaman zaman koparan tek durum ana karakterin zaman zaman kendisiyle çelişmesi senin yazdığın gibi tekrara düşmesiyle okuyucuya verdiği ve bize deli mi bu? Dedirten güvensizliğiydi. Karakter daha saglam inşa edilebilirdi ama uzun zamandir Ahmet Ümit okuyucusu olmak boyle detayları kitapla butunlemek demek 🙂 o yüzden enfes bir kitaptı sende iyiki bu kitabı okumuş ve seçmişsin birtanem 🙂

  3. Sevgili Sinem, “fark edilmemek”, “begenilmemek” gibi bir kaygin olmasın. Tarihe yön vermiş ve klasikleşmiş birçok yazar ve eser bundan nasibini almıştır. Yazilarini okuyunca bende şöyle bir kanaat oluşuyor: Ağır ağır mecrasında akan ve yolun sonunda okyanusa dökülen bir ırmak… Kitaplar insanlarin guvenle siginabilecegi birer limandır. Kitaplarla örülü bir dünya kurman çok değerli ve anlamlıdır. Seni ilgiyle takip ediyor ve destekliyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir