Elini Çek, Kızıma Dokunma!

Bir çığlık duyduk.

Evet duyduk.

Sen de duydun, ben de. Hepimiz duyduk.

O çığlık benim çığlığımdı. Belki de senin. Bizden birinin.

Atılan çığlık bizimdi.

Aldırmadık.

Bir kadın evine giden ıssız sokaktan geçerken omzunda birinin elini hissettiğinde, diğeri tek başına kaldığı otobüste şoförün yolu değiştirdiğini fark ettiğinde, bir çocuk karşısındaki koca adama karşı koymaya çalışırken attı o çığlığı.

Hepimiz duyduk, aldırmadık.

Halbuki bizim çığlığımızdı o. Her birinin attığı çığlık kendinden sonra gelecek bir diğer kadının, çocuğun habercisiydi. Kulaklarımızı kapattık, duymamayı yeğledik.

Onlardan sonra sırası gelecek olan bizdik. Bugün değil, yarın değil. Belki seneler geçecek aradan. Bir sonraki çığlığı atan biz olacağız.

Belki bugün değil, yarın değil. Belki seneler geçecek ama o çığlık bizim olacak.

Kendi çığlıklarımıza nasıl kapatacağız kulaklarımızı? Bu sefer nasıl duymazdan geleceğiz?

Gelemeyeceğiz.

Sen, ben, hepimiz atacağız o çığlığı.

Mutlu muyuz? Azıcık da olsa bir tedirginlik yok mu içimizde?

Yolda tek başına yürürken attığın her adımda sürekli dönüp arkanı yoklamıyor musun? Peki ya otobüste tek kaldığında bir şoföre, bir yola bakıp korkuya kapılmıyor musun?

Korkuyorsun biliyorum. Hepimiz korkuyoruz.

Gelecekte yaşayacağımız mutlulukları, heyecanları, hayatımıza girip çıkacak insanları düşünmek yerine; aksine geleceği olup olmamasından endişe duyanlar bizler değil miyiz?

Okuduğumuz her haberde içimize bir yumru oturmuyor mu? “Nasıl kıyabildi?” diye gözyaşları dökmüyor muyuz?

O gözyaşları bir gün bizim için dökülecek.

Peki ne zaman?

Bilmiyorum.

Tek bildiğim bizler sustukça, bahaneler ürettikçe daha da yakınlaşan bir zaman.

Susuyoruz. Bugün bağırıp çığırıyoruz, sonraki gün unutuyoruz. Hepimizin sesi kesiliyor.

Biz unutup kahkahalar atmaya devam ettikçe, bir diğerinin çığlığı karışıyor kahkahalarımıza.

Ve yine aynısı oluyor.

Bir döngü bu.

Çığlık, gözyaşları, avazı çıktığı kadar bağırışlar, kahkahalar…

İçinde zerre vicdan bulundurmayan insanların vicdan sahibi olmasını dilemekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

Sonuç?

Bitmiyor.

Bitmek bilmeyen çığlıklar gün geçtikçe artıyor.

Daha yaşayacağı binlerce şeyi olan güzelleri güzeli kızımız, kapı önünde arkadaşlarıyla oynayacağı daha çok oyunu olan minnacık beden kayıp gidiyor ellerimizden. Tutamıyoruz.

Utanıyoruz da.

Onların geçiremediği güzel zamanları geçirmekten, geçirecek olmaktan utanıyoruz.

Aman merak etmeyin! Uzun sürmüyor bu utanç.

İnsanız ya, insanız.

O güzelim canları, vicdan yoksunu gözünü vahşet bürümüş yaratıklara emanet ediyoruz her geçen gün.

Bahaneler uyduruyoruz suçumuzu örtmek için.

“Gecenin bir saatinde oraya gitmeseymiş!”

“Şort giymiş, görmüyor musunuz?”

Ama insanız ya biz, insanız.

Hayvandan, damacanadan, küçücük çocuktan, hatta öz çocuğumuzdan tahrik oluyoruz.

İnsanız ya, şeytana uyuyoruz.

Şeytana uyuyoruz, sonra “Allah”ı anıyoruz.

Şeytan tiksiniyor bizden.

Sonra cahilliğimize sığınıyoruz.

İnsanız ya, cahillik ediyoruz.

Hatta hiç utanmıyor, üstüne bir de “rızası var!” nidaları atıyoruz.

Gün geçtikçe daha da kirletiyoruz Dünya’yı.

Yerlere çöp atarak değil.

Varlığımızla kirletiyoruz.

Ölmek de, yaşamak da ceza değil bize.

En kötüsü neyse onu hak ediyoruz.

Yalvarırım, kurtarın zarar verdiğimiz her şeyi.

Hak ettiğimizi verin bize.

Biz güzel olan hiçbir şeyi haketmiyoruz.

Hiçbir şeyi.

(Çocuk yaşta evliliği anlatan fakat söylemek istediğimiz birçok şeyi içinde barındıran şarkıyı da buraya eklemek istedim.)

Facebook Yorum

7 yorum “Elini Çek, Kızıma Dokunma!

  1. Eline emeğine en çok da yüreğine sağlık çocuk. Sosyal medyadan kahramanlık yapar sokakları terkeder olduğumuzdan beri halimiz bu baksana sosyal medyadan da yapılıo niye hapse atmıyorlar mı sosyal medyada bi diktatörden bahsetsen sizin sistemizniz çöplük desen sizin. O karanlık zihniyetinizi Aydınlığa boğacağız desen bile ama korku imparatorluğundan kurtulmak kolay. Sabahattin Ali Sırça Köşk hikayesinde ne de güzel anlatmış öğüt vermişti. Ama onun kitabıda yasaklandı o dönemler. Neyse lafı uzatmanın manası yok nerde kimle birlik oluyorsan ol ama çık sokağa ve haykır!…

    1. Sesin kısılana kadar, kulakları sağır edene kadar haykır. Haykırmadıkça duymuyoruz çünkü.

  2. Sloganı ”Kadın hakları için 1886’dan beri çalışıyoruz” olan Fawcett’in 70 dolar’a sattığı tişörtleri saati 1 dolar’a çalışan göçmen kadınlar tarafından üretilen bir dünyada kadın, yaşlı koca koca adamların kediye, köpeğe tecavüz ettiği bir dünyada hayvan, normal ülkelerde, 7-8 yaş aralığındaki çocuklardan tahrik olan insanların ”pedofili” teşhisi konulup hastaneye tedaviye yatırılması gerekirken MEB tarafından öğretmen olarak atanılan bir yerde çocuk olmanın oldukça zor olduğu bu diyarda; Bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetinde olan insanlara nazaran, bu gibi durumları en ince ayrıntısına kadar düşünen, bu düşüncelerini yazıya döken ve kelimelerin gücüyle bir şeyleri değiştirebileceğine inanan, sürekli goy goy yapmayan senin benim gibi insanlar hiçbir şeyi değiştiremeyecek. Belki birilerinin karanlığındaki ışığı olabileceğiz yalnızca ya da belki de değiştirebileceğiz bir şeyleri bilemiyorum ama gerçekçi düşünmek gerekirse bu dünyada insanoğlunun jenerasyonu devam ettikçe bu dünyanın kirlenmeye devam edeceği…
    Neyse aklına, emeğine ve yüreğine sağlık!

  3. Sinemim çok kıymetli bir yazı yazmışsın kutluyorum seni. evet biz sustukca daha fazlası yaşanacak ve normalleştirmeye çalışacak bunu da insanoğlu her diğer şey gibi. Bize düşen;
    Susma
    Eğilme
    Diren
    Anlat

    Sedalarimizin hiç kesilmemesi dileğiyle… Öpüyorum seni

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir